Bu çalışmamızda ülkemizde
ve özellikle Bölge halkının mezarlık, türbe ve bazı ziyaret yerlerine bakışı ve
bu bu ritüellerle ilgili inançlar ela alınmıştır. Ayrıca, bu inançların
fenomolojik özellikleri, tarihçesi ve bunların kültür üzerindeki etkilerine
değinilmektedir. Ziyaretler sosyolojik, kültürel ve dini faktörlere bağlı
olarak çeşitli amaçlarla yapılıp zamanla birtakım usuller kazanarak bir inanç
halini almış ve toplumsal geçerliliğimiz içinde yer almıştır.
Toplumsal hayatımızda
yer alan bu inançların oluşmasında o kültürel çevrenin dâhil olduğu
medeniyetler ve inançların etkisi yadsınamaz. Fakat bu unsurların da sahip
olunan milli kültür içinde eritilenler, ona kendi kültürel ve dini rengini
vermesi kaçınılmaz bir gerçektir.
En genel anlam ile
bakacak olursak ziyaret; bir yeri veya bir kişiyi görmek anlamına gelir.
Anadolu da ise kutsal mekânlara gitme davranışını içerir. Ziyaret; türbe,
tekke, dede-baba mezarı, mezarlık ve bazı ziyaret yerleri isimlerle anılan,
manevi güç ve meziyetlerine inanılan kişilerin yattıkları yerlere belli istek,
dua, dilek yapılan ziyaretlere ve bu alanda bir olgu halini alan inanç ve
uygulamaları içerir. (GÜRAY ve GÖRGÜ 2001, s.46 )
Kutsalın tezahür ettiği
yerler olan türbe, mezarlık, bazı ziyaret yerleri, ağaç, taş, su vs. yerler
adak ve ziyaret yerleri ile paraleldir. Halk dindarlığının karakteristik bir
boyutu olarak da ve ziyaret dindarlığı olgusu gelişmiştir. Türbe, adak ve ziyaret
dindarlığı toplum kültürü ve yaşanan dinin çok önemli yönünü oluşturmaktadır.
Türbe, mezarlık, yatır
ve bazı ziyaret mekânları gibi isimlerle anılan yerler; toplumun dini
duygularını harekete geçiren inanç merkezlidir. İnanç merkezlerine bağlı kültür
değerleri, yaşayan kültür toplumu dünya görüşüne ve değerler sistemine göre
şekillenir.
İnsanların dini-sosyal ve kültürel
yaşayışının incelenmesi bakımından Adıyaman/ Kâhta , Siverekte mezar, ziyaret,
türbe üzerine yaptığımız araştırma önemli bir örnektir. Araştırmamızda yerinde
gözlem ve tespit, mülakat gibi yöntem ve teknikler kullanılmıştır. Türbe, mezar
ve ziyaretlerde ip bağlamak, eşarp, seccade, tespih bırakmak, şeker ve bisküvi atmak
vs dinsel halk inançlarında ki halk hekimliğinin manevi metodları olarak
bakılır.
Halk İnançlarına Genel
Bir Bakış
Din, insanın var olduğu her yerde kendini
gösterir. Din var olan inançlar bütünüdür. Nathan Süderblom’a göre dindar
insan; ‘kendisine göre olağanüstü bir şeyin kutsal olduğu kişidir.’ Kutsallık
bir dinde en önemli özelliklerden biridir. Aslında bu açıdan bakmak gerekirse
kutsallık anlayışı tanrıdan daha köklüdür. Kutsal; kutsal ile alakalı olan,
kutsalın kendisi, onunla ilgili her şey kutsal mekân, kutsal zaman, bazı eşya,
mabet mezarlık gibi her şey dâhildir. Bunun dışında olan bir de kutsalın
dışında umuma açık olan her şeydir. Bu iki olgunun birleştiği noktaya kutsalın
tezahürü diyebiliriz. Kutsalın belirlenmesinde iki nokta vardır: birincisi,
insandır. Çünkü kutsalın asıl belirleyicisi insan düşüncesidir. İkincisi ise,
kutsalın kendisidir. Sonuç olarak kutsalın varlığını kabul eden ve O’na en
yakın varlık insandır. (GÜÇ, Ahmet; 1998, s.65 )
İnsan her zaman kutsala
muhtaç ve onunla irtibatta olmak ister. Tanrı ile bağlantısının her zaman
olmasını ister bu da insanın psikolojik bir varlık olduğunu gösterir. Zamanla
sahip olduğu kutsallık bu kutsallık alanının genişletmiştir. Kutsalla ilişkiye
geçerken kutsala en yakın, onun özelliklerine benzer bir varlığa bu
düşüncelerini atfederek ona inanmıştır. Böyle yaparak kutsalı
somutlaştırmıştır. Hak din İslamiyet’te ki Allah fikri bir ve tektir. Onun eşi
benzeri yoktur. O ne doğmuş nede doğruluştur. Burada açıkladığımız bu düşünce
sonradan kültür ve kurum haline gelmiştir. Bunu ziyaret, türbe ve mezarlık
olgusu ile açıklayabiliriz.
Ziyaret, Kutsal Mekân,
Türbe Anlamı
Ziyaret sözcüğü Arapçada
olan ziyaret kelimesi ile aynı anlama gelmektedir. Arapçada ‘zevr’ kelimesi hem
ziyaret etmek hem de ziyaret eden anlamına gelir.
Ziyaret kendisinde beşer
üstü güç bulunulduğuna bir takım mezar, türbe vs. yerleri çeşitli niyetlerle
ziyaret etmektir. İnsanları burada gerçek kutsalla aralarına bir öğe koyarak o,
öğede olduğuna inanılan güç, kudret, feyiz, bereket onun düşüncesine en yakın
cevap verenin o olduğu düşüncesidir. Çünkü eğer onunla temasa geçilirse kişinin
sıkıntılarına dertlerine yardım eli uzatacağı düşüncesi vardır. Kutsal tanrıya
adanmış, tanrısal olan (Türk Dil Kurumu 1988, s.) anlamda olup, kutsallık ise,
özü itibariyle gizemli ve tabiatüstü güçte olan temas sebebiyle bir kısım
eşyaya, bazı insanlara, bazı hayvanlara bazı yerlere atfedilen üstünlük (GÜÇ,
Ahmet; 1998, s.121 ) söz konusu yerlere gösterilen ilgi M. .Eliade ye göre;
bunlara yapılmış bir tapınma değil onların kutsal bir tezahürü olmasıdır.
(ELİADE 1991, s.96). Kutsal nesne ile temasa geçen kimsenin, kendisine
kutsallık tayin edilen güçle temasa geçmesi psikoloji ile yakından ilgilidir.
(GÜNGÖR, Türk Alevi-Bektaşi İnançlarında Şamanlığın İzleri 1997, s.87)Tanrının
bir zuhurunun olmasına gerek yoktur. Kutsal kabul edilen yerler ve öğeler bizim
dünyamızın ayrılmaz bir parçasıdır. Geçmişten günümüze kadar toplumsal yaşam
alanları kutsal olanın etrafında öbeklenmiştir. Çünkü kutsalın yoğun olarak
hissedildiği yerlerde insanlar için daha çok güven söz konusudur. (OYMAK 1990,
s.56 )Ziyaret inancı toplumsal hayat ile bütünleşmiştir. Hastalık, çaresizlik,
sıkıntı vs. konularda insanların son çaresidir. Sünnet evlenme, çocuk isteme.
Sınav vs. konularda son ümittir.
Ziyaret, Kutsal Mekan,
Türbelerin Tarihi Arka Planı
Bu olgular, kitabi dinlerden süzülüp gelen
kavramlar ve inançlarla birlikte eski kültürlerin ve çok tanrılı inançların bir
karışımıdır. (ARSLAN 2004, )
Ziyaret, türbe ve
mezarlıklara kutsallık eski Türk dini tarihine kadar uzanır. İlk başta kendi
kültürü içinde yaşanılan olgular daha sonra bazı kültürlerle etkileşim içine
girmiştir. Bu olay İslami dönem içinde de vuku bulmuştur. İslamiyet’e girmeden
önce ki kültür ve inancı İslamiyet’in içine sokarak yeni şeyler ortaya
çıkarılmıştır. (OCAK, Bektaşi İnançlarının İslam Öncesi Temelleri 2009, s.24 )
İslamiyet Öncesinde
Müslümanların dinleri;
Budizm, Zerdüştlük, Nasturi Hıristiyanlık, Yahudilik, Manilik ve İslam gibi
evrensel veya bölgesel dinleri kabul etmiş olmakla birlikte bazılarının kendi
geleneksel dinlerinde devam etmiş olan Türkler ve Kürtler uzun bir deneme döneminden sonra, “koruyucu”
gücünü fırsat bilerek, İslamiyet’i kabul edince, Kuran’ın kesinlikle inanılması
ve yapılmasını emrettiği farzları, istenildiği şekilde yerine getirmeye gayret
göstermişlerdir. Ancak bunun yanında, diğer uygulamaları, özüne bağlı kalarak
farklı bir biçimde yorumlamışlardır. Bu ziyaret olgusu İslamiyet Öncesine kadar
dayanır. Türklerin Müslüman olmadan önceki dini Şamanizm’dir. Ziyaret, Kutsal
mekan, Türbe inancının Şamanizm ile başladığı olgusu mevcuttur. (OCAK, Kültür
Tarihi Olarak Menâkıbnâmeler 1992) Şamanizm sihir ve büyünün ön plana çıktığı
bir olgudur. Gelecekten haber verme, hastalığı iyileştirme gibi yönlerde
keramet gösteren Türk veli imajına benzer. Türbe ziyaretleri eskiden var olan
Atalar kültüne benzerlik gösterir.
Bölge Halkının Mezarlık, Türbe ve Ziyaret İnancı
Ziyaretin Amacı
Halk, az da olsa,
mezarda yatan evliyanın feyzinden yararlanmanın yanında, başka amaçlarla ziyaretini gerçekleştirir. İlk giriş
mahiyetinde olarak Kahta’da ziyaretin belli başlı amaçları şöyledir: Çocuk
sahibi olmak, ölümden korunmak ,musibet ve beddualardan muhafaza olmak, dua
etmek, sınav için başarı istemek, hastaların şifa bulması dilemek,zihin engelli
çocukların sağlıklı hale gelmesi dilemek, kötülüklerin uzak durulması, şeyhi
veyahut mezarda yatanın duasını almak yada onun adına hayır yapmak..
Ziyaret Töreni
Hayvanlarla, ev eşyası
ve yiyeceklerle, düşlerle, hastalıklarla, astrolojik olaylarla, tabii olaylarla
vs. bağlantılı etmek için birtakım uygulamalar var olmakla birlikte, bundan
başka, aynı maksatla veya yukarıdaki ölümü def etmek niyetlerin gerçekleşebilmesi
için, adap ve erkâna göre mezar ve türbe çevresinde yapılması gerekli, bir
takım törenler vardır ki, bu amaçlar doğrultusunda, Bölge halkı insanları şunları yaparlar: Önce
Kuran’dan sure veya ayetler okunur ve orada yatan zatın ruhuna bağışlanır. Arkasından
namaz kılınır ve istenilen dua yapılır. Şeyh efendiden ya da kabirde yatan
kişiden dua istenir. Ziyaret başında sadaka dağıtılır, kurban kesilir, mevlit
okutulur. Salavatlar okunur ve burada şunlar için dua edilir: iş, aş ve eş
sahibi olmak, mal mülk sahibi olmak, kazalardan korunmak, bahtın açılması vs.
türbenin etrafında yedi defa dönmek lazım.
Röportaj yaptığımız Hanım Orman şöyle
demektedir:
“ Çocuk yaşlarda zihin
engeli olduğu tespit edilen çocuklar türbelere götürülür onları orda
yatırırlar. Annesi veya yakın akrabası ihtiyacını gidermek için orda bulunur.
Sonradan zihin engelli olanlar içine böyle yapılır.
Çocukları olmayanın çocuklarının olması için, zenginlik, evde kalan
kızların kısmetinin açılması için kızın kendisi veya yakın akrabası ip bağlar”.
Bu inanç yapılması farz
olan hac ibadetinde ki tavafa benzemektedir ve buradan esinlenerek bu hale
gelmiştir. Kendisiyle röportaj yaptığımız diğer bir şahıs olan
Emine Işık ise bu konuda
şunlara söyledi:
“Türbeyi öpen ya da vücudunu herhangi bir yerini süren kişinin yarası
iyileşir, ağrıyan yeri geçer inancı vardır. Mezar ya da türbeden alınan toprak
uğur, bereket olsun diye eve götürülür. Ziyaret yerlerindeki ağaçları kesenler
çarpılır. Türbeden dışarıya bir şey, bir nesne götüren kişiler çarpılır”
Peygamber efendimiz
döneminde olmayan, İslam’ın aslında olmayan bu inançlar bir şekilde Adıyaman
kültürünün içine yerleşmiştir.
Ziyaret Ederken Uyulması
Gereken Kurallar
Ziyaret edilen türbe,
mezarlık ve ziyaret yerinde ne kadar amaç ve yapılan tören önemliyse bunlar
kadar önemli olan diğer bir inançta ziyaret edilen yerde uyulması gereken bazı
kurallardır. Bunlar orada yatan kişinin ruhuna ve bedenine saygı olarak yapılması
gereken davranışlardır. Her şeyde olduğu gibi besmele ile ziyaret yerine
girilir. Ziyaret yerlerine bedenen pis gelmemek gerekir. Abdestli bir şekilde
ve kıyafetin de temiz olması gerekir. Bu İslamiyet de var olan cami mescit gibi
yerlere gusül abdestsiz girilmez inancının kılıf değiştirilmiş halidir. Burada
namaz kılmakta yine bir ziyaret esnasında yapılması gerekildiği düşünülen
inançlardan biridir.
Halk ziyaret yerlerine,
türbe ve mezarlarda yatan insanlara farklı bir keramet yükler. Halk içinde o
yer inancın en dolu yaşandığı yerlerden biridir. Yatan kişinin ruhunun
dolaşıldığı düşünüldüğü için burada kötü alışkanlıklar yapılmaz mesela; etraf
kirletilmez, müzik dinlenmez, etrafında taharet ihtiyacı giderilmez, ziyarette
bulunan ağaçlar odun olarak eve götürülmez, alkol, sigara vs kötü alışkanlıklar
tüketilmez. Eğer bunlar yapılırsa şeyhin bunu yapan kişileri halk arasında
‘çarpar inancı’ vardır. Ve burada dua etmek gerekir.
Bölge Halkının Mezarlık, Türbe ve
Ziyaret İnancının İslamiyetteki Yeri ve Değerlendirilmesi
Bu konuyu en çok
tartışan gündeme getiren kişi Ahmet İbn Teymiyye’dir. O, eserlerinde, bu tür
uygulama ve inançları “şirke sebep olan” fiiller olarak değerlendirmiştir.
Teymiye Allah’tan başkasına, kabirleri başında veya uzaktan peygamberlere ve
salih kullara dua edip yalvarmanın, yıldızlara yalvarmakla aynı olduğunu ve bu
fiilin “şirk” olduğunu savunur. (İBN-İ TEYMİYYE 1986)
İslamiyetten önce,
şefaatçi olacak kişiler yorumlarla ortaya konulmuş İslamiyet in gelmesiyle
melekler, peygamberler, sahabeler, şehit, evliya vs. genişletilerek İslami
üslup getirilmiştir. Bazı Araplar bunları hurafe ve batıl diye ortadan
kaldırmıştır.
Türkiye ve diğer Türk
ülkelerinde yaygın olarak İslamî motifler içerisinde sergilenen şeyh, seyyid ve
baba gibi sıfatlar alan din ulularını ziyaret olgusunun kökenini biz, Türklerin
ve Kürtlerin en eski geleneksel
dönemlerinden itibaren uygulandığını, tahmin ettiğimiz zamanlara kadar
dayandığını söyleyebiliriz. Adıyaman ve Şanlıurfa çevresinde bu olgu özellikle
de daha da yüksektir. Ortam buna müsaittir. Şanlıurfa var olan bu inançlar Adıyaman’da var olan
inanç için bir parçadır diyebiliriz. Geleneksel Türk inancında, ziyaret olgusu
yaygın olarak bilinmekte ve uygulanmak-taydı. Bu, ata mezarlarını, kutsal yer
ve suları ziyaret biçiminde gerçekleşmekteydi. Türk ülkelerindeki mezar
ziyaretleri, evli-ya menkıbeleri ve destan edebiyatının gelişmesiyle doğru
orantılı olarak gelişen ‘veliler kültü’ ve ‘adak ve ziyaret dindarlığı’ (GÜNAY
ve GÜNGÖR, Başlangıçtan Günümüze Türklerin Dini Tarihi 1997) ağırlıklı olarak
geleneksel Gök Tanrı inanç ve uygulamalarının özelliklerini taşımaktadır.
Gelişen bu külte paralel insanlar her yerde olduğu gibi burada da veliler
kültü, adak ve ziyaret dindarlığı ön plana çıkmıştır.
Buradaki ziyaret
maksatlarını başında kötü olayları engellemek, iyilik dilemek ve evliyanın
şefaatini ummak amacıyla yapılan evliya mezar ziyaretleri, doğrudan doğruya
İslam öncesi ata mezarlarını ziyaret olgusuyla birlikte, ıduk
yer-sub anlayışıyla da açıklanabilir. Kutsal yer ve su inancını ifade
eden ıduk yer-sub deyimi, eski Türkler arasında önemli bir yer
tutmaktaydı. Ferdilikten toplumsallığa, yani özelden genele doğru
yaygınlaşmasından dolayı toplumsal bir olgu olan ve İslamî motiflerle yapılan
ziyaretler gibi, ıduk yer-sub törenleri de kendi başına
toplumsal bir özellik taşımakta idi ki, her boya ait muayyen bir kutsal yer var
olmakla birlikte, boylardan oluşan ulusun da ortak kutsal yer ve
suları vardı. Buralarda insanlar hakanın önderliğinde toplanıp
kurbanlarını takdim eder (59 TÜBAR-XVI-/2004-Güz/Türk Medyasının Halk
İnanışlarına Bakışı... )
Burada çocuğu olmayan
evli kadınlar, çocuk sahibi olabilmek için yukarıda bahsettiğimiz rit ve
ritüelleri yaparak evliya mezarlarını ziyaret etmektedirler. Yine burada yaygın
olarak, gidilecek yere sağ-salim ulaşmak ve aynı şekilde dönebilmek için evliya
mezarını ziyaret edip orada dua etmek, sadaka dağıtmak gibi uygulamalarda
bulunmanın kökenine yine, taşları yığarak oluşturulan öbek demektir) kültünde
rastlayabiliriz. Burada onlar taşları yığarak ve bez parçası bağlayarak, kurban
keserek, rakı saçarak ve dua ederek yolculuklarını yada gidecekleri savaşlarını
kutsarlardı. (İNAN 1972) Günümüzde uygulanan bu inancın temeli de buraya
dayanmaktadır.
Mezarlık, türbe ve bazı
ziyaret yererine yapılarak kendi kültür fenomenlerinin birleştirilmesiyle
yapılan bu inanç türleri Türkiye de birçok farklı fonksiyonlar etrafında
toplanır. Bunları ayrı ayrı değerlendirmek yerine üçünde bir konu çerçevesinde
değerlendirmek gerekir. Çünkü bunlar aynı düşünce ortamından çıkıp aynı kültür
süzgecinden geçirilmiştir. Bu kavramların üçü de İslam kültürüne aittir. Her ne
kadar bu inanç bu bölgelerde yaşansa da bu gibi ritüelleri bu şekilde
değiştirerek kullanmak esas İslam inanç ve esaslarına büyük bir zarardır.
İncelediğimiz bazı kaynaklarda bu konu üzerine ciddi bir şekilde eğilim yoktur.
Bu da bu konunun basit bir konu olduğunu ortaya atma tarzında bir girişimdir.
Amacımız bu yörede var olan inançları halkın daha bilinçli kullanması için bu
makalenin dikkate alınmasıdır.
SONUÇ
İslamda, ilk başlarda
yasaklanan ancak daha sonraları ise Müslümanların bilinçlenmesi Kur’an ve
sünnete bağlılıklarının pekiştiği anlaşılınca Hz. Peygamber tarafından serbest
bırakılan kabir ziyareti, müteahhir dönemlerde çok farklı sebeplerle bir çok bid’atleri
içine dahil etmiştir. Kabir ziyareti, sonradan Müslüman olan halkların daha
önceki inançlarının da etkisiyle islamda var olan “kabir ziyareti” anlayışından
büyük oranda uzaklaşmıştır. Bu alanda yaptığımız röportaj da bunu
desteklemektedir.
Yaptığımız röportajlarda
Kahta halkının kabirleri ziyaret ederken çocuk sahibi olmak, şifa bulmak, bela
ve musibetlerden korunmak gibi bir takım şeyler temenni ettikleri
görülmektedir. Ziyaret esnasında belli başlı ritüeller uygulanmakta ve ziyaret
esnasında temenni edilen şeylere ulaşmak için bir takım kuralların da ihdas
edildiğini görmekteyiz. Yapılan ritüellerden, kabrin etrafının tavaf edilmesi
gibi islamda var olan bazı ibadetlerin buraya aktarılması da halkın bu
inançlara sahip çıkmasını sağlamaktadır.
Geçmişte ve günümüzde
İslam ülkelerinde yaygın olarak, halk
arasında görülen ve değişik ritüellerin sergilenerek çeşitli amaçlar için
yerine getirilen din büyüklerinin kabirlerini ziyaret olayı, yapılan alan
çalışmaları ve gözlemlerden anlaşıldığına göre, halk tarafından “İslam dışı”
olarak görülmemektedir. Bilakis onlar, bu tür davranışları “dinî” olarak
nitelemekte, inanmaktadırlar. Bu tür uygulamaları yapanların çoğusu, yaptığının
islama aykırı olduğunun farkında değildirler. Ayrıca bu kişilerin yaptıkları
uygulamalarla islamiyete zarar vermenin aksine Allah’ın rızasını gayet muvafık
olan bir iş yaptıklarını düşünmektedirler. Ayrıca gözlemler sırasında
kaydedilen “Ey Allahım! Burada yatan habibin, filancanın yüzü suyu
hürmetine...” sözü, hem Türkiyedeki müftüler hem de diğer Müslüman ülkelerdeki din
bilginlerinin, bu tür uygulamaları yapanların “müşrik” olduğu şeklindeki
suçlamaları doğrulamamaktadır.
0 yorum