Kahta’ya vardığınızda, sizi sadece bir ilçe değil, binlerce yıllık bir imparatorluğun hayalleri karşılar. Burası, Doğu ile Batı’nın kucaklaştığı, Kommagene Krallığı’nın mirasını gökyüzüne taşıdığı bir açık hava müzesidir. Bugün, 2026’nın bu taze sabahında Kahta’yı yazmak, sadece bir coğrafyayı anlatmak değil; aynı zamanda direncin ve tarihin yeniden filizlenişini anlatmaktır.
*Nemrut’un Zirvesinde Zamanı Durdurmak*
Kahta denilince akla gelen ilk durak elbette Nemrut Dağı. UNESCO Dünya kültür Mirası Listesi’ndeki bu zirve, Kral I. Antiochos’un "Tanrıların Tahtı" olarak inşa ettirdiği devasa heykellerle dolu. Son yıllarda uygulanan nano-teknolojik restorasyonlarla (nano kireç uygulamaları), o koca taş yüzler artık doğaya karşı daha dirençli. Güneşin doğuşunu burada izlemek, sadece bir görsel şölen değil, müthiş bir tefekkürdür aynı zamanda. Işık, aslanların ve kartalların arasından süzülürken kendinizi tarihin tam ortasında, devlerin arasında küçücük ama bir o kadar da bütünleşmiş hissedersiniz.
*Bir Güzergâh, Bin Hikaye*
Kahta’nın turistik rotası, Nemrut’a çıkan yolda adeta bir zaman tüneli gibi dizilmiştir:
Karakuş Tümülüsü: Kraliyet ailesinin kadınları için inşa edilen bu anıt mezar, üzerindeki kartal ve aslan heykelleriyle sizi karşılar. Burası, zarafetin ve hüznün taşlaşmış halidir.
Cendere Köprüsü: Roma İmparatoru Septimius Severus döneminden kalan bu mühendislik harikası, üzerinden geçtiğinizde hala sapasağlam duran yapısıyla sizi şaşırtır. İki bin yıldır sarsılmadan duran bu taşlar, bölgenin ne kadar güçlü bir temele sahip olduğunun kanıtıdır.
Arsemia Antik Kenti: Kommagene’nin yazlık başkenti. Burada Herakles ile tokalaşan Kral Mithridates’in kabartması, antik dünyada barışın ve dostluğun en somut belgelerinden biridir.
Kahta Kalesi (Yeni Kale): Sarsıntılardan sonra titizlikle restore edilen ve yeniden kapılarını açan bu kale, sarp kayaların üzerine bir kartal yuvası gibi tünemiştir. İçindeki cami, çarşı ve sarnıçlarla sanki hayat hala orada devam ediyormuş hissi verir.
Taşların Ötesinde: Bir Ruh Meselesi
Kahta sadece taş ve heykelden ibaret değildir. Burası, sofrasına oturduğunuzda size en hasından çiğ köfteyi yoğuran, bir bardak kaçak çayla dünyayı unutturan insanların yurdudur. 2023 depremlerinin ardından yaralarını büyük bir vakarla saran bölge halkı, turizmi yeniden canlandırarak bu toprakların ruhunu yaşatmaya devam ediyor.
Bugün Kahta’yı ziyaret etmek, sadece eski taşları görmek değildir; bir tarihin ayağa kalkışına, bir kültürün inatla yaşatılmasına şahitlik etmektir. Eğer hala bu coğrafyanın soğuk ama şifalı havasını solumadıysanız, Cendere’nin altından akan suya elinizi sürmediyseniz, eksik kalmışsınız demektir.
Unutmayın: Kahta’da güneş sadece dünyayı aydınlatmak için doğmaz; o, tarihin tozlu sayfalarını her sabah yeniden okumamız için parıldar.
İlyas İnan - 11.01.2026
0 yorum